BİLGİ FELSEFESİNE FARKLI BİR BAKIŞ
22/5/2008 -Kategori: makaleler
BİLGİ FELSEFESİNE FARKLI BİR BAKIŞ
Dünyada, "insan kaynakları" şeklinde yapılanmış kurum veya işletme birimlerinin yerini giderek "bilgi yönetimi, kurum veya bilgi üretimi ve bilgi yenileme" şeklinde yapılanmış organizasyonlar almakta veya mevcut insan kaynakları birimleri bilgiyi de bünyelerine alarak daha sistemci ve bütüncül yeni yapılanmalara gitmektedir.
Batı dünyasında 1980"li yıllarda "insan kaynakları"nı esas alan kurumlar, ülkemizde daha yeni yeni kabul edilirken, dünya şimdilerde bilgiyi ve entelektüel sermayeyi daha çok ön plâna almaktadır. Bilgiyi bir güç teinini vasıtası olarak gören Batılı, 21. yüzyılda maddî sermayeden daha önemli olacak olan entelektüel sermayenin ruhunu oluşturan bilgi ve onun tabiatını, canlılığını ve çoğalabilirliğini sağlayan ve engelleyen durumlar üzerine yoğunlaşmakladır. Bu hususlarda yapılacak çalışmaların başında öncelikle bilginin kullanıcıya ve kontekste bağlı olarak değişen mânâları, farklı boyutlardaki derinlikleri ve bilginin temel özellikleri gelmektedir. Ülkemiz üniversiteleri, eğitim kurumlan ve iş dünyası, 21. yüzyılın güçlü kurumları olacaklarsa, bu konularda şuurlu bir yeterliliğe ulaşmak zorundadırlar.
İç ve dış dünyadan gelen sinyallerin (ham veri-data) dilin temel elemanlarından olan kelimelerle yakalanması (veya ifade edilebilmesi veya dönüştürülebilmesi), verilerin daha anlamlı (yarı işlenmiş) bütünler olan malûmata (kelime kombinasyonlarına veya kümelere/information) dönüştürülmesini sağlar. Bu malûmatların ve verilerin insan zihninde yeniden düzenlenip, münasebetler kurulması ve mânâlandırılması ise bilgiyi (knowledge) meydana getirir.
Bilgi, kompleks bir kavram olup. veri, malûmat, bilgi ve hikmet arasındaki farkların ortaya konması gerekir. Veri; ham, işlenmemiş uyanlar, sinyaller veya rakamlar iken, malûmat; yarı işlenmiş ve kısmen düzenlenmiş kelime, kelime grupları veya cümleler şeklinde ifade edilmiş verilerdir. Bilgi ise; kişinin daha önceki zihin dağarcığı içinde sınıflandırılarak münasebetler kurulmuş malûmat üzerinde mânâ kazanmış, problem çözmede kullanılabilir hâle getirilmiş veri topluluklarıdır. Dolayısıyla veri, malûmat ve bilgi arasındaki fark; münasebetler kurma, anlamlandırma ve problem çözme derecelerinden kaynaklanır. Hikmet (wisdom) ise, bilginin derin mânâlarının, nerede, ne zaman, ne şekilde ve hangi dozda kullanılacağını idrak edebilme hâli veya tecrübesidir. Bir başka açıdan eşyanın sırlarını kavrayabilirledir. Bilgi dünyasındaki mevcut bilginin çeşitleri ve farklı boyutları arasındaki münasebetleri ve dengeyi kurup devam ettirebilen kişi, hikmetin bilgisine sahiptir. Bu bilgi, belli bir çalışma, azim ve disiplinden sonra insana hediye edilen bilgidir. Bilginin mânâ ve muhtevası, yukarıdaki tarifle sınırlı olmayıp, büyük Ölçüde kullanıcının onu, ne maksatla ve nerede kullanacağına bağlı olarak değişim gösterir. Bu noktadan bilgi, bir çok açılardan farklı şekillerde tarif edilebilir. Tek bir tarifle bilgiyi izah etmek, derinliklerini yok etmek demektir. Nitekim pozitivist düşünce, tarihte böyle bir yanılgıya düşmüş, anlamlı ve geçerli bütün bilgileri beş duyuyla elde edilen bilgiler olarak tanımlamıştır. Bilgi, bir nesne olarak tanımlanırsa, bilgi bankaları, veri tabanları ve bilgi depolama ortamlarında saklanan şeyler akla gelir. Bilgi, bir işlem olarak ele alındığı takdirde, ortaklaşa bilgi üretebilme yolları, öğrenme dinamikleri ve problem çözme süreçleri gibi aktiviteler, bilgiyi daha iyi tanımlar.
