Turk Bayrağı

ZİRAİ EKOSİSTEM ANLAYIŞINA DOĞRU

22/5/2008 -Kategori: güncel biyolojik gelişmeler

ZİRAİ EKOSİSTEM ANLAYIŞINA DOĞRU

Hayatta kalmak için bitkilerden istifade edilmesi ilk insanla başlamıştır. Nüfus arttıkça, gıda ihtiyacını emniyet altına almak için mahsul alınan bitkiler tarlalarda kontrollü olarak yetiştirilmeye çalışılmış ve böylece ziraat, toplumlar için zarurî bir faaliyet alanı hâline gelmiştir. Sanayi devrimine kadar ziraat tabiatla uyumlu hâlde yapılırken, traktörün icat edilip geniş sahaların işlenebilme imkânının doğması, sunî gübrelerin imalâtı ve bitkilere zarar veren canlıları kitle hâlinde öldüren pestisitlerin kimyevî sentezi, ziraatin tabiatla ve çevreyle olan uyumunu bozdu.

Sanayi sonrası tarım sistemine önce, ekolojik dengeyi bozduğu gerekçesiyle karşı çıkıldı. Ziraî ilaçların sadece kullanıldığı sahalara değil, taşındıkları nehir, göl ve denizlerdeki canlılara da zarar verdiği, sunî gübrelerin yer altı sularını kirlettiği ve bu şekilde elde edilen ziraî ürünlerin insan sağlığını tehdit ettiği hususlarıyla alâkalı pek çok araştırma yapıldı ve makale yazıldı. 1980'li yıllardan sonra ise geleneksel ziraatin sürdürülebilir verimli bir sistem olmadığı da ilmî çalışmalarla ispatlanmaya başlandı. Çünkü bu ziraî sistem yüksek girdi kullanımına dayanmakta ve mahsulü artırmak için daha çok girdi kullanımı gerekmekledir. Bu durum bitki ekosistemini bozduğu gibi. sağlanan verim artışı da, ilâve girdi masraflarını karşılayamama sonucunu doğurmuştur. Gelinen bu nokta, geleneksel ziraî sistemin ekonomik olarak da sürdürülemez olduğunu onaya koydu.

Şimdi ziraatle ilgili araştırmalar, daha az girdi kullanan, tabiatla uyum sağlayan ve ziraî ekosistemi dikkate alan yeni tarım sisteminin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu sistem, ziraî ekosistemin iyice anlaşılması ve bir bütün olarak yönetilmesi esasına dayanmaktadır.

Bitki yetiştirme -daha genel mânâda ise ziraî üretim- toprak, su, enerji ve biyolojik kaynaklara bağlıdır. Bitki ve hayvanların da dahil olduğu bu unsurlar bir sistem oluştururlar ve bu sisteme ziraî ekosistem adı verilir. Bu sistemin unsurları birbirinden bağımsız değildir. Her bir kaynağın bitki gelişimi üzerinde doğrudan tesiri olduğu gibi, diğer unsurlarla da karşılıklı münasebet hâlindedirler. Meselâ su. bitki İçin mutlak gerekli olduğu, bulunduğu çevredeki toprağı, toprağın enerjisini ve biyolojik kaynaklan etkilediği gibi. kendisi de onlardan etkilenir. Dolayısıyla bu unsurlardan birisi üzerine yapılan bir müdahale, diğer kaynaklara da tesir eder. Bu tesir, erozyon, toprak canlılarının yok edilmesi, toprağın çoraklaşması gibi menfi yönde olursa, ziraî ekosistemin dengesi giderek bozulur. Eğer bozulan dengenin yeniden kurulmasına çalışılmaz ve aynı seviyede mahsul alabilmek için daha çok girdi kullanma yoluna gidilirse, verimli bir tarımın yapılamayacağı bir fâsit daire içerisine girilmiş olur. Böyle bir duruma düşmeden, sürdürülebilir verimli bir ziraat için, bitki üretim kaynaklan arasındaki karşılıklı münasebetler iyi anlaşılmalı ve ziraî ekosistem bütün olarak yönetilmeye çalışılmalıdır.

Ziraî ekosistemin bütüncül yönetimi için farklı coğrafya, toprak, iklim, su, bitki ve hayvan kombinasyonuna göre uygun bir plân seçilir. Burada insanın göz önünde bulundurması gereken husus, faydalı organizmaları teşvik edip zararlıları engellerken, toprak ve suyu koruyacak tedbirleri almaktır. Verimli bir tarım için su ve besin elementleri temeldir. Eğer toprağın tabiî zenginliği ve yağışlarla gelen su korunabilirse sunî gübre girdisi ve sulama ihtiyacı azalır ve böylece üretim maliyeti düşer. Toprak ve suyun korunması için erozyonun kontrol altına alınması gerekir. Çünkü erozyon, toprakta kullanılabilecek suyu, organik ve inorganik besin maddelerini azaltır, bitkinin işine yarayacak ve toprak organizmalarının bulunduğu tabakayı aşındırır ve toprak derinliğini azaltır. Erozyon, satıhtan akış sebebiyle öncelikle suyun topraktan uzaklaşmasına ve böylece verimliliğin azalmasına yol açar. Bitki örtüsü azaldıkça erozyon, dolayısıyla su kaybı hızlanır. Bitki örtüsü olmayan arazideki satıh akışı, bitki örtüsü olan alana göre 10-100 kat daha fazladır. Erozyon aynı zamanda besin kaybı demektir. Bir ton verimli ziraat toprağı 4 kg azot, 1 kg fosfor, 20 kg potasyum ve 10 kg kalsiyum ihtiva eder. Türkiye gibi erozyonun yer yer yılda hektar başına 18 tona ulaştığı durumlarda bu. hektar başına 72 kg azot kaybı demektir. Bu ise gübre olarak verilecek miktarın yarısından daha fazladır.

Erozyonla taşınan toprağın organik madde muhtevası, geride kalan kısma göre 1,3- 5 kat daha fazladır. Oysa organik madde topraktaki azotun % 95'ini, fosforun % 15-85'ini tutar. Dolayısıyla, erozyonla taşınan organik madde topraktaki su ve besin azalmasının, bu da verim azalmasının en önemli sebebidir.

Ziraî ekosistemin bütüncül yönetiminde toprak ve su korunumuna büyük önem verilir. Toprak, tesviye eğrilerine paralel sürülür, bu eğrilere paralel bitkilerin dikileceği sırtlar oluşturulur. Yabancı otlar ve yeşil gübre için yetiştirilen bitkiler sırtlar arasındaki hendeklere doldurulur. Ayrıca ahır gübresi ile de toprağın organik madde miktarı artırılır. Monokültür (her yıl aynı bitkinin yetiştirilmesi) yerine çeşitli bitkiler münavebe ile ekilerek toprak verimliliği korunur. Arazi daha az işlenerek ve daha az pestisit kullanılarak toprak canlılarının yaşamasına imkân sağlanır.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de ziraî ekosistem yönetimini esas alan ekolojik tarımla ilgili araştırmalar çoğalmakta ve bazı üreticiler de bu metodu benimsemektedirler. Ancak, ekolojik tarım Türkiye'de şimdilik ihraç amacıyla yapılmaktadır. Yurt dışındaki bazı firmalar, Türkiye'de uygun bölgelerden seçtikleri bazı üreticilerle sözleşmeli üretim yapmaktadırlar. Üreticiler, sözleşme gereği, firmanın tavsiyesinin dışında ilaç ve gübre kullanmamakta, aksi durumda sözleşme fesh edilmektedir. Bu tip üretimde bir miktar verim azalması olsa bile, ödenen yüksek fiyatla bu açık kapatılmaktadır. Bu ürünlerin henüz yerli pazarı oluşmamıştır. Talep-arz dengesi gereği bu ürüne olan isteğin artması onun üretimini de artıracaktır. Ekolojik ürün, çevre dostu olduğu kadar sağlığın da dostudur. Ama biz, ya bunu idrak edemediğimizden veya önemsemediğimizden, kaynaklarımızı yanlış olarak kullanmaya devam ediyoruz. Meselâ, ahır gübresi yukarıda belirtildiği gibi ziraî açıdan, toprak için son derece önemli bir kaynak olmasına rağmen, 5 km yakınında üç ziraî araştırma kurumu ve bir ziraat fakültesine ait uygulama çiftliği olan Menemen'in (İzmir) bazı köylerinde ahır gübresi hâlâ tezek olarak yakılmaktadır. Bu da bize göstermektedir ki, ziraat mühendisliği disiplini yanında, temel bilimler, ekonomi ve toplum bilimi disiplinleri bir araya getirilip geleneksel ziraat sistemini değiştirecek plânlar yapılmadıkça; verimli, ekonomik, çevreci, sağlıklı, sürdürülebilir ve dolayısıyla insana saygılı bir tarım sistemine sahip olabilmemiz mümkün olmayacaktır. Ekosistem mantığını insan unsuruyla birlikte ele alan bir üretim plânlaması yapıldığında ise, hem sağlığımızı koruyacak, hem bize emanet olarak bırakılan tabiat nimetine hıyanet etmeyecek, hem de açlık ve gıda sıkıntısı gibi problemlerle karşılaşmamış olacağız. Ancak bütün bu sayılanları uygulamaya koymak için önce; insana, tabiata ve kâinata bakışı doğru olan, gözünü hırs bürümemiş, israftan kaçan, yaratılmışlara merhametle yaklaşan yeni insan tipine olan ihtiyacımız, hepsinden önemli gibi geliyor.

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır
« Önceki - Sonraki »

Arayan Biyolog

Güncel bilimsel gelişmeler ve olaylar ışığında evrene bakış ve yorumlar.

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro